Sevgili Günlük,
Bugün okulda rehberlik dersinde yeteneklerle ilgili konuştuk. Herkes yeteneğini ya da yeteneklerini söyledi; ama ben söyleyemedim. Çünkü yeteneğimi bulamadım. Sence, benim hiç yeteneğim yok mu? Yarın sabah ilk iş, yeteneğimi aramaya başlayacağım. Merak etme sonra sana haber veririm.
- Uyan hadi yavrum, öğlen oldu neredeyse.
- Anne, beş dakika daha, lütfen.
- Ooo … Hadi ama kızım.
- Tamam anne, tamam.
Gözlerimi açtım, annem ayaklanmış içeri doğru gidiyordu. Camdan güneş ışığı içeri doğru süzülüyordu. Yataktan kalktım ve banyoya girdim, elimi yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım ve aşağı indim. Kahvaltı masasından sadece annemin yaptığı tostu alıp odama geri döndüm. Camdan dışarı bakarken günlüğüme yazdıklarım geldi aklıma. Önce yetenekleri kâğıda yazdım: Şarkı söylemek, dans etmek, … Tostumu hızlıca bitirip listenin ilk yeteneğinden başladım: Şarkı söylemek.
En iyi bildiğim “Daha Dün Annemizin” adlı şarkıyı söylemeye başladım. Tam nakarat bölümündeyken küçük kardeşim telaşlı bir hâlde kapıyı açtı ve “Abla iyi misin?” diye bağırdı. “Sanki birini bıçaklıyorlarmış gibi bir ses duyduğum da.” O anda, sesimin ne kadar kötü olduğunu anladım. Kardeşime korku filmi izlediğimi ve sesini fazla açtığımı söyleyerek odamdan çıkarmayı başardım. Listedeki ilk maddenin üzerini karalayarak ikincisine geçtim: Dans etmek.
Müziği son sese kadar açıp yatağımın üzerinde delice dans etmeye başladım; ama başkasının söylemesine gerek kalmadan ne kadar kötü dans ettiğimi anladım. Zıplamaktan başka bildiğim bir şey yoktu. Bu maddeyi de sildikten sonra üçüncü maddeyi, resim çizmeyi denemek için müziği kapatıp çekmeceden kâğıt ve boya kalemlerimi aldım.
Ağaç çizmeye başladım. Arkasından ev ve adam çizdim. Adam üşümesin diye bir de güneş çizdim tepeye. Sonra kocaman bir canavar çizdim ve anneme seslenip odama çağırdım. Anneme resmimin nasıl olduğunu sordum; fakat annem yaptığım güneş hariç hiçbir şekli doğru bilemedi. Ben de anneme teşekkür edip listemdeki üçüncü yeteneği de sildim. Yeni yeteneğim sihir yapmaktı; ama ondan önce saatin ikiye geldiğini anlayınca öğlen yemeği yemek için aşağı indim. Her bir köfteyi üç parçaya kesip ketçapa batırarak hızlıca yedim. Ortada duran patateslerden beş, altı tanesini birlikte ağzıma atarak koşup tekrar yukarı çıktım. Annem bu hızlı yemek yememe bir anlam verememiş; fakat üzerime de gelmemişti.
Odamın kapısını kapatıp içeri girip bu sefer yeteneğimi keşfedeceğimden emin bir şekilde oyuncak ayımı masamın üzerine koydum ve konsantre olup ayıyı uçurmayı denedim; fakat hiçbir şekilde başaramadım. Tam umutsuzluğa bürünecekken aklıma bir yetenek daha geldi: Yemek yapmak.
Annemin yanına mutfağa indim ve kurabiye yapmak istediğimi söyledim ve ısrar ederek onu dışarı çıkarmayı başardım. Mutfak dolabından unu, buzdolabından yumurtayı ve sütü çıkardım, üsteki raftan şekeri de aldım. Bir kap çıkarıp masaya koyduktan sonra, derin bir nefes alıp unu içine boşalttım. Yumurtaları kırmayı sanırım pek beceremedim; çünkü kabın içine kabukların bir kısmı da düştü. Buna aldırış etmeden kaba şekerden üç, dört kaşık koydum ve üzerine sütü de ekledim. Mikseri alıp fişe taktım ve düğmesine basıp karıştırmaya başladım.
Hep nefret ettiğim mikserin o sesi, ilk defa içimdeki umutları artıran bir kuş cıvıltısı gibi geldi bana. Mikseri durdurup elimle hamuru yuvarlak küçük küçük parçacıklara ayırıp tepsiye yerleştirdim ve fırına koydum. Annemi çağırarak fırını kurmasını istedim. Annem fırını kurup içeri gitti ve temizliğine devam etti. Yarım saat masada öylece oturup kurabiyelerin olmasını bekledim. Her saniye garip bir duygu hissediyordum. Kurabiyeleri tatmaktan çok korkuyordum; fakat içten içe de tatlarını çok merak ediyordum. Fırından düt sesi gelince heyecandan yerimden fırladım. Annem geldi, kurabiyeleri fırından çıkardı ve tabağa koydu. Küçük kardeşim de kokuyu almış olacak ki mutfağa geldi. Kokusu kadar tadının da güzel olduğunu umut ederek bir ısırık almamla tükürmem bir oldu. O anda bütün umutlarımı da içimden attım sanki, gözümden bir damla yaş geldi ve koşarak odama çıktım. Aynaya baktım; gördüğüm tek şey yeteneksiz küçük bir kızdı. Bağırdım: “Anla artık sen yeteneksizsin.” diye. Annem duymuş olmalı ki hemen koşup geldi yanıma.
-Anne çıkar mısın lütfen? Yalnız kalmak istiyorum.
-Tamam yavrum; ama ihtiyacın olursa ben aşağıdayım.
-Peki, sağ ol anne.
Annem kapıdan çıkınca kendimi yatağa attım. Başımı yastığa koymuş tavana bakarken aklıma günlüğüm geldi. Ona verdiğim sözü hatırlayarak komodinin ilk çekmecesini açtım. Günlüğümü ve bana babamın hediye ettiği kalemi çıkarıp yazmaya başladım…
Canım Günlüğüm,
Babamın gittiği günden beri tek sırdaşım sen oldun benim. Şimdi kendimi çok yalnız hissediyorum. Çok merak ettiğim soruların cevaplarını biliyorsundur diye, sana soracağım: Yetenek nedir sence? Bir işte iyi olmak mı? Herkeste bulunur mu, yoksa bazılarına mı özel? Nasıl biri olduğumu anlayamıyorum. Bütün arkadaşlarımın yetenekleri varken benim olmaması, benim nasıl biri olduğumu anlatıyor?
Sıradan bir kız bile değilim ben. Hiçbir işte başarılı olamayan, yine de içinde bir damla da olsa umut olan bir kızım. Ama sanırım artık o da yok. İçimde umuda dair tek bir parça bile kalmadı. Hayatımda hiç bu kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramamıştım. Ben neden herkesten farklıyım, anlamıyorum. İşin kötüsü bende olan eksikliğin nasıl kapatılacağını da bilmiyorum. Her yolu denedim; bir bilsen yaptıklarımı günlük, bir bilsen… Ne yemek, ne resim, ne şarkı ne de dans. Hiçbir şeyde iyi değilim. Çok çalışsam ne değişecek. Evet, belki başarılı olurum; ama yetenekli asla olamayacağım
Günlük sen hiç böyle hissettin mi? Sanki içimde garip bir kıpırtı oluyor. Canımı içten içe yakıyor ve biliyorum ki bu his sonsuza kadar içimde olup canımı yakmaya devam edecek; çünkü parçalarımdan biri, hatta en önemlisi eksik.
Neyse günlüğüm, benim yatmam gerekiyor. Sabah erken kalkmam gerek, okulum var. Yarın tekrar yazmak dileğiyle…
Işığı kapatıp yatağa yattım ve yorganı üzerime iyice çektim. Sonra da derin bir uykuya daldım. Günlerim içimde hayal kırıklığıyla tek düze geçti. Ne bir tebessüm vardı gözümde ne de yaşama isteğine dair bir ifade. Yaklaşık iki hafta sonra sabah uyandığımda karşımda annem duruyordu ve bana acele etmemi, okula birlikte gideceğimizi ve bana bir sürprizinin olduğunu söyledi. Hemen giyindim ve annemle arabaya binip okula gittik. Sınıf öğretmenimin yanına gittik beraber. Öğretmenim beni tebrik etti. Ne olduğunu anlamamış olsam da teşekkür ettim. Sonra anneme dönerek:
- Anne bana olanları anlatır mısın?
- Kızım, ben birkaç hafta önce senin günlüğünü okudum…
Sözünü yarım keserek:
-Nasıl yaparsın anne bunu? O benim için özeldi.
-Dur, dinle kızım. Ben o yazıyı hocana yolladım. Hocan da yazıyı bir öykü yarışmasına katmış ve sanırım aradığın yeteneğini buldun.
-Nasıl yani?
-Yarışmada birinci olmuşsun, hem de yüzlerce kişi arasından ve öykün bir kitapta basılacakmış.
O an sanki yeni doğmuş gibi mutlu oldum. Anneme sarıldım ve ona şöyle dedim:
-Benim hayatımdaki en büyük eksikleri kapatıyorsun anne. Babam ölünce bana hem anne hem baba oldun. Şimdi de yeteneğimi bulamazken bana hayatımın fırsatını kazandırdın. Hayatımda böyle bir melek olduğu için çok mutluyum. Seni çok; ama çok seviyorum. Bu yetenek avcısı kızına avını vurabilmesi için silah verdin. Bu yüzden sana çok teşekkür ederim; ama artık bırak da nişan almasını da ben öğreneyim.