İletişim sözcüğü son yıllarda günlük kullanışımıza girmiş gibi görünse de, İkinci Dünya Savaşı sonrasından başlayarak gelişimini sürdüren bir kavramdır. Günümüzden 2500 yıl öncesinde Aristoteles pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da ilk tanımlamayı getirmiştir. Aristoteles, iletişimin, bir konuşmacının bir dinleyiciye bir mesaj iletmesinden oluştuğunu söylemiş ve bu bağlamda kendine göre bir açıklama yapmıştır. Aradan onca yıl geçip, iletişimin neredeyse çağımıza ad olacak kadar yaygınlaşıp geliştiği bir dönemde tabii ki tanımlar ve kavramsal içeriklerde önemli ölçülerde değişikliklere uğramışlardır. Ancak ilk insandan günümüze değin değişmeyen bir gerçek vardır ki o da; iletişim, insanın yaşamının başlangıcı olarak kabul edilen over ile spermin bileşiminden başlayarak son nefesin verilmesine değin süren bir olgudur. Onun için YAŞAM BOYU İLETİŞİM diyoruz ve bir ömür boyu süren bu aşka bu sevdaya bu olmazsa olmazımıza farklı bir açıdan bakma gereksinimi duyuyoruz.
Bir bilim dalı olarak her gün kapsama alanını genişleten iletişim üzerine yüzlerce kitap binlerce çalışma yayınlanmış ve çok farklı yönleriyle anlatılmaya çalışılmıştır. Kimi kez sosyolojik, kimi kez psikolojik kimi kez teknik alanlardan da yararlanılarak yaşantımızın her alanında ki önemi her şekliyle gösterilmeye çalışılmıştır. Ben bu kez Yaşam Boyu İletişim başlığı altında konuyu değişik bir boyutu ile irdelemeye çalışacağım.
Konu iletişim olunca ve başat ilgilenim alanımız da insan olunca doğaldır ki insandan yola çıkarak başlayacağız yazma serüvenimize. Tıp alanındaki çalışmalarımızda her ne kadar ortalama bir insan ömrünü belli dilimlere ayırırken pek kullanmadığımız bir bölümlemeyi konu iletişim olduğunda biraz farklı bir şekilde yapmayı düşündüm. 10 bölüm halinde tasarımlanan bu kısımların sekizincisini sürdüğüm şu günlerde sanırım öncekiler hakkında bir şeyler söyleyebilme hakkına sahibimdir. Kalan ikisi içinde yakın çevremde izlediğim ve okuduklarımdan çıkarsamalar yaparak iletişimin insan için önemine vurgu yapmaya çalışacağım. Ölümden sonrasına ise diyebileceğim bir şey yok. Bilen varsa onu da bilenler yazsınlar demekten başka çare yok.
1. Dönem: - Ana rahmindeki dönem -
Bir kısım iletişimci arkadaşımın hala kabul etmekte zorlandığı ama bence ilk iletişimimizin başladığı andır, anne ile babanın cinsel birleşiminde overle spermin buluşması. Binlerce spermden birisinin o over hücresiyle birleşip yeni bir canlı oluşturma eylemine girişmesi belki de yaşamın en inanılmaz ve harikulade iletişim örneğini oluşturur. Her ne kadar kanıksadığımız iletişim tanımlarına tamı tamına uymasa da bu ilk iletişimin gizemi bilim insanları tarafından çözümlenince iletişimin sadece iki kişi veya topluluk arasında ki konuşma, haberleşme ve anlaşma olmadığı daha iyi anlaşılacaktır. Sanırım o zaman Doğan Cüceloğlu’nun şu sözleri daha bir anlam kazanacaktır. ‘’ iletişim iki birim arasında bir biriyle ilişkili mesaj alışverişidir’’. Buradaki birim sözcüğü sadece insanı kapsamakla kalmamakta aynı zamanda tüm canlılar, makineler ve teknolojik alet ve edevatları da içermektedir. Dolayısıyla henüz bir organizma halinde olmayan hücrelerinde birbiriyle kendilerince bilinen ancak bizlerin henüz çözümleyemediğimiz bir seri kodlamalarla mesaj alışverişinde bulunarak iletişim kurduklarını düşünebiliriz.
Yeni oluşan canlının gelişim dönemleri olan zigot ve fetüs hallerinde iken de gerek annesi ile gerekse çevresi ile iletişimi her gün artarak gelişim göstermektedir. Bunun içindir ki hamilelik dönemlerinde anne adaylarını etkileyen her türlü sevinçli veya üzüntülü ruh hallerinin doğrudan doğacak bebeği de etkilediği söylenmektedir. Bazı araştırmacılar hamileliğin son dönemlerinde bebeğin duygusal algılamalarının geliştiğini, dinletilen müzikten tutun da çevresinde oluşan olaylardan bile etkilenebileceğini belirtmektedirler. Fizyolojik olarak anneye doğrudan doğruya bağımlı olarak yaşamını sürdürerek dünyaya gözlerini açmayı bekleyen bebekte kişi içi iletiminin gelişmemiş hali hâkimdir.
2. Dönem: - Yeni doğmuşluk dönemi –
Doğumdan sonraki ilk kırk gün bebeğin yeni yaşam alanına alışma ve çevresindeki en yakını olan kişilerle iletişime geçme dönemidir. Bu dönemde doğaldır ki onu emziren, uyutan, temizliğini yapan kişi olan annesi ile ilk iletişim deneyimlerini yaşayacaktır. İlk üç ayı kapsayan bu dönemde bebek dokunma, duyma, görmeyle ilgili uyarıcılara cevap vermeyi öğrenir. İçgüdüsel olarak da acıkma, ağrı, acı gibi hislerini ağlayarak belirtme edimlerinde bulunur. Bu durumların iletişimin hangi şeklini oluşturduğu ayrıca tartışılabilir. Ancak doğal iletişim bağları düşünüldüğünde burada da bir mesaj iletimi ve onun geri dönüşümü olarak gereksinimlerin karşılanmasını örnek olarak gösterebiliriz. Bu dönem içerisinde bebeğin içsel iletişimi etkili olarak devam eder ve gelişir.
3. Dönem: - Bebeklik Dönemi –
Üç aylıktan başlayıp iki yaşına gelmesiyle sona eren bu dönemde iletişimin en hızlı gelişme gösterdiği zaman dilimidir. Artık dışarıdan gelen uyaranlara bilinçsiz veya bilinçli yanıtlar verilmeye başlanmıştır. Gülme ve ağlamanın yanı sıra baş, göz, gövde, parmak hareketlerinde ilerlemeler görüldüğü gibi yirmi dört aya yakınlaşırken konuşma yoluyla da iletişim başlamış olur.
4. Dönem: - İlk çocukluk dönemi –
Bu dönem artık çocuğun bireyler arası iletişiminin gelişmeye başladığı devredir. Üç yıl kadar sürer ve genellikle beş yaş civarında bir üst döneme geçer. Eğer çocuk bu yaşlarda kreşe veya anaokuluna gitmiyor zamanını evde geçiriyorsa doğal olarak iletişimini anne, baba ve diğer yakın akraba veya komşularıyla kuracaktır. Çocuk parkları, sokak ve radyo, televizyon, telefon gibi unsurlar artık çocuk için farklı tatlar alacağı iletişim araçları haline gelecektir.
5. Dönem : - İkinci çocukluk dönemi –
Sadece iletişim açısından değil, pek çok yönden belki de yaşamın en zor ve karmaşık dönemidir, altı ile on sekiz yaş arasını oluşturan bu dönem. Çocuk yavaş yavaş kişilik kazanıp birey olma yolunda ilerlerken, okul denilen bir farklı kavramla karşılaşmaktadır.
Öğrenme evresi diye de nitelendirebileceğimiz bu dönem dağarcığına pek çok şey katacak, içsel iletişiminin yanında yaşadığı çevreye bağlı olarak dışsal iletişimi de gelişecektir. Okulda ve okul dışında arkadaşları, öğretmenleri, aidiyet duyduğu gruplar ve karşı cinstekilerle iletişimleri başlar ve gelişir. Çocukluktan gençliğe evrildiği bu dönemler kişiler için pek çok açıdan çok önemlidirler ve yaşamlarının sonuna kadar etkileri sürebilecek acı tatlı deneyimleri bu dönemde yaşarlar. Burada oluşturulabilecek iyi iletişimler, gelecekteki yaşamında iyi olmasını hazırlayacak faktörlerdin biri olabilir.
6. Dönem : - Yetişkinliğin ilk dönemi –
Pek çoğumuzun yaşama atıldığımız yaşlar olarak anımsadığımız bu yaşlarda iletişim tam da sözlük anlamıyla yer alır hayatımızda. Öğrencilik ve ana babaya bağlılık sona ermiş, yaşamın tüm sorumluluklarını üstlenme zamanı gelmiştir. İş hayatı, eş seçimi yeni bir düzen kurma uğraşları, istense de istenmese de, bilinçli de olsa, bilinçsiz de olsa iletişimin olmazsa olmaz olduğu bir süreçtir artık yaşanan. Dolayısıyla da on dokuz ile otuz yaş arasını kapsayan bu dönem de her türlü karmaşık iletişim çeşitleri geliştirilmek zorunda kalınmıştır. Birey kendi içinde olduğu kadar içinde bulunduğu toplum içinde de belli kurallara uyma, roller alma ve iletişimde bulunma halinde bulunmaktadır. Yaşamı daha iyi kavrama ve bunun içinde bilgilenme gereksinimi duyduğundan bu dönemde kendinden daha yaşlı kişilerle iletişim kurma edimi daha baskındır.
7. Dönem : - Yetişkinliğin orta dönemi –
Zaman ilerlemekte, artık, ‘’Yaş otuz beş yolun yarısı eder’’ şiirleri söylenmektedir. Genellikle otuz ile kırk beş yaşları arasındaki bu dönem insanların işlerini kurup yükseldikleri, evlenip çoluk çocuk sahibi oldukları devredir. Ve zorunlu olarak da yirmi dört saatin çoğunu iletişim ediminin tam da içinde geçirirler. Hatta öylesine yoğun yaşarlar ki iletişim denilen bu süreci, kafalarını dinlemek için dağa, bağa kaçma düşüncesiyle yatar kalkar olurlar. Ancak yine de kendinden küçüklerle, çocuklarla iletişimin en ileri olduğu dönemlerdir bu devreler. Aynı zamanda da duyguların en yoğun yaşandığı, dışa vurulduğu rol almaktan daha çok sorumlulukların yüklenildiği bir dönem olarak da anımsanacaktır ileriki yıllarda.
8. Dönem : - Yetişkinliğin son dönemi –
Benim de içinde bulunduğum bu dönem için sanırım çok fazla şey söylenebilir. Gerçi ben yaşantımın her evresini büyük bir keyif ve sevinçle yaşadığım için bu dönemin artı bir avantajını ayırt edemiyorum. Kısmen de olsa emekliliğin bağımsız ve kendine buyruk günlerini yaşamanın doyumsuz mutluluğunu tadıyorum. Bu dönemi belirleyen en belli başlı özellik, bilgi edinme ve öğrenmenin yerine bilgi verme ve öğretme olmasıdır. Bir bilgenin, ‘’Dünyada yaratmadan sonraki en yüce duygu; öğretmedir’’ özdeyişinden hareket edecek olursak, bu yaşlardaki iletişimin ana öğesinin de öğretme olduğunu düşünürsek bildiğini paylaşma tutkusunun ölümsüzlüğe erişme ile benzeştiğini de çıkarsayabiliriz. Eh yaşlarda zaten artık ölümü düşünmenin zamanının geldiğini işaret etmektedir kişiye.
9. Dönem : - Emeklilik dönemi –
Bundan elli yıl kadar öncesi olsa idi, bu dönemleri, belki de yazmayı hiç düşünmeyecektik. Ortalama insan ömrünün kırk yedi ile elli beş yaş arasında olduğu yıllarda ancak mezardaki iletişimden söz etmek olasıdır sanırım. Böyle bir şeyin ise olup olamayacağı dahi bilinmezken tartışmanın da bir anlamı olamaz herhalde.
Biz yine hayatın sonbaharı olan altmış beş ile seksen yaşları döneminin iletişim açısından kısa bir değerlendirilmesine dönelim. Bu devre iktidarı terk etme, karar vericilikten çekilme, sorumlulukları devretme dönemidir. Hayatın filozofik düşüncelerinin geliştirildiği, yıllar boyunca elde edilen bilgi birikimlerinin ve deneyimlerin özellikle gençlere aktarılma uğraşlarının verildiği dönemdir. İletişim bu istek ve arzu için kurulmaya çalışılır ve bir yandan da yaşam yolu denilen bu uzun yürüyüşteki olaylar ele alıp değerlendirilir. Tabii ki sağlık durumu elverdiğince demek gerekir. Yoksa en yoğun iletişimi doktorlarla kurma zorunluluğu doğacaktır.
10. Dönem : - Yaşlılık Dönemi –
Artık çocukluk, ilk gençlik, olgunluk ve ikinci bahar dönemleri çoktan gerilerde kalmıştır. Seksenli yıllar yaşanmaktadır doludizgin. Hayatın kışıdır tüm soğukluğu ile yaşanan. Ancak öylesine değerlidir ki anılarla örgülenmiş bu hayat, iletişimin tüm olanakları el birliği etseler de yetmeyecekler anlatmaya hepsini hissi kaplar insan benliğini. Belki de bunun için uzun uzun konuşur, anlatır yaşlılar yaşadıkları olayları en ince ayrıntılarına değin gençlere. İki belki de üç çeyrek asır yani birer jenerasyon farkı oluşmuşsa da aralarında yine iletişim kurmaya çalışıldığı, geçmişin sorgulanıp, yargılandığı bir dönemdir artık yaşanılanlar.
Ve bir ömür böylece geçip gider. İnsan yaşlandıkça çocuklaşır derler. Ne kadar doğrudur bilinmez ama yaşlansa da içindeki çocuğu yitirmeyen insanlara hep imrenmişimdir. Çocuklardaki o merak, o heyecan, o katışıksız sevgi, kendinle barışıklılık yaşlandıkça da bırakmıyorsa kişiyi, servetlerin en büyüğünü, mutlulukların en doyumsuzunu, güzelliklerin en güzelini elinde tutuyor denilebilir. Bu kişiler iletişimin de en güzelini hem kendi içlerinde hem çevrelerinde yapmış olmanın huzuru ve onuru ile yaşamlarını sürdürüyorlardır demektir.
* Bu yazı, Felsefe Ekibi Sitesi İnternet Dergisinin 2008 Yılı 9. Sayısında yayınlanmıştır.