Gözlerinde ışığı hissettiğinde yeni bir günün başladığını anladı. Her zamanki gibi yine gecenin çok hızlı geçtiğini düşündü. Homurdanarak yüzünü yıkamaya gittiğinde bunun biraz da geç yatmasından kaynaklandığının farkındaydı. Annesinin kızmasına aldırış etmeden geç saatlere kadar bilgisayar oynamış,kendisini bilgisayar oyunundaki acımasız karakterin yerine koyarak bir düzine insanı öldürürken yüzüne duygusuz bir ifade takınmıştı.Annesinin hazırladığı kahvaltıyı hızlıca atıştırmış ve aşağıda korna çalan servise yetişmek için çantasını kaparak fırlamıştı. Servisin kapısını açmak için kapı kolunu tuttuğunda içinin ürpermesine engel olamamıştı. Kasım ayına gelmiş olmalarına rağmen havalar henüz soğumamıştı. Servise girince yüzüne çarpan sıcak havayla kendini bir an yeniden yatağında hissetti. Kimseye “günaydın” demeden servisin en arkasına cam kenarına doğru süzüldü. Belki okula kadar geçecek sürede biraz daha kestirebilir ve eksik kalan uyku süresini tamamlayabilirdi. Servis okulun önüne geldiğinde şoförün uyarısıyla irkildi ve çantasını kaparak servisten koşarak indi. İlk ders sosyal bilgilerdi ve öğretmenleri geç kalanlara çok kızıyordu. Koşarak dolabına gitti ve seri bir şekilde sosyal kitaplarının bulunduğu dosyayı alarak sınıfa koştu. Tam sırasına oturmuştu ki öğretmen kapıda göründü. Sıra arkadaşı Bircan kısa boylu,biraz kilolu bir çocuktu. Arif sıra arkadaşına nazaran oldukça uzun boyluydu. Mavi gözleri,çıkık elmacık kemikleri ve sivri burnunun üzerinde iki boncuk gibi duruyordu. Kitaplarını almak için dosyayı açtığında buruşan yüzünde burnu daha da sivri görünmeye başlamıştı. Yanlış kitapları aldığını anladığında öğretmen çoktan yerine oturmuştu.
-“Kahretsin” dedi. “Yine azar işiteceğim.” Başka çaresi yoktu ne kadar çabuk olursa o kadar kolay olacaktı.
–“Öğretmenim” diye elini kaldırması bütün sınıfın gözlerini üzerine çevirmişti. Derse katılımın çok az olduğu İngilizcede daha ders başlamadan bu kadar istekli olması bütün sınıfın garibine gitmiş olmalıydı.
-“Dolabımdan kitaplarımı alabilir miyim,yanlış dosyayı almışım da.” Bütün sınıfın yüzüne bir gülümseme yayıldı. Meltem Öğretmen sabrını zorlarcasına dişlerini gıcırdattı ve ıslık çalarcasına “Çabuk ol” dedi. Arif yerinden hızla kalktı ve sınıfın kapısını çarpmadan özenle kapattıktan sonra koşar adımlarla dolabına gitti. Dolap kilidinin şifresi olan 909’u ayarlayıp dolabı açtığında önce yüzü şaşkınlıkla gerildi sonra ne olduğunu anlamak için elini boş dolabın içine doğru uzattığında birden vücudunun içeri doğru çekilmeye başladığını hissetti. İlk anda bunun önceki geceki uykusuzluğundan kaynaklandığını düşündü. Ancak daha sonra bütün vücudunun dolabın içine girdiğini ve son kez dolabın açık kapısından dışarıya doğru baktığında koridorları gezen müdür yardımcısını gördüğünde gerçek olduğunu anladı. Tüm bu olanlara bir anlam verememişken kendini bir pipetin içinden çekilen su damlası gibi süzülürken buldu. Tüm bunlar o kadar kısa bir zamanda olmuştu ki gözlerini kapamaya fırsat bile bulamadan kendini yine bir dolabın önünde buldu. Şaşkınlıkla etrafını süzerken buranın da bir okul olduğunu anlaması uzun sürmedi. Duvar boyalarının yer yer döküldüğü koridorda dışarıya bakan bazı pencere çerçevelerinin kırık camlarının naylonlarla örtüldüğünü,yerlerin ise ıslak ve çamurlu olduğunu gördü. Gözlerini kendi üstüne çevirdiğinde artık kıyafetlerinin olmadığını ve üstünde mavi bir önlük bulunduğunu gördü. Ağzına kadar kitaplarla dolu olan dolabın yerinde de artık 3-5 tane kitabın olduğu boş bir dolap duruyordu. Kitaplardan rastgele birini çekerek içeriden seslerin geldiği sınıfa doğru yöneldi. Kapıyı açtığında ilk dikkatini çeken sınıfın içindeki soba oldu. Gözleriyle öğretmeni ararken sıraların arkasına doğru Meltem Öğretmen’i görmesi onu biraz olsun rahatlatmıştı. Sınıftaki sırasına doğru ilerlerken sıra arkadaşı Bircan’ı ve yanındaki boş yeri fark etti. Arkadaşları ve öğretmenleri aynı kişiler olmasına rağmen giysileri ve içinde bulunduğu sınıf çok yabancıydı. Mavi önlükler içinde arkadaşlarını tanımakta zorluk çekiyordu. Tahtadan yapılmış ve zaman içinde üstü bir hayli yıpranmış olan sırasına oturduğunda sınıfın soğuk olduğunu hissetmeye başladı. Arkadan Meltem Öğretmen’in sesi duyuluyordu:
-“İngilizce öğretmeniniz olmadığı için bildiğiniz gibi bu derste sosyal bilgiler dersini yapacağız. 3. ve 4. dersteki matematik derslerinizde de öğretmenleriniz bulunmadığı için sessiz bir şekilde sınıfta oturarak derslerinizi yapın.”
Çıkış zili çaldığında Bircan’ı takip ederek çıkış kapısına doğru yöneldi. Dışarıdan keskin bir soğuk rüzgar içeriye doğru ses çıkararak esiyordu. Dışarı çıktığında her tarafın karlarla kaplı olduğunu gördü. Kendisi dahil olmak üzere hiç kimsenin üzerinde palto yoktu. Önlüğün yakalarını yukarı kaldırarak arkadaşının peşi sıra yürümeye başladı.
Gözleri binecek bir araç aradı ama etrafta kardan başka bir şey yoktu. Anlaşılan herkes evine yürüyerek gidiyordu. Soğuğu ayaklarında hissederek bir müddet yürüdükten sonra etrafta hala hiçbir ev olmadığını ve eve ulaşmak için bir hayli yürümeleri gerektiğini anladı. Bircan’ın uzattığı yufkayı kemirirken öğlen olduğunu ve karnının çok acıktığını hissetti. Nerde olduğunu anlamak istercesine etrafına bakınırken çok uzaklarda hep resmini gördüğü Ağrı Dağı’nı tanıdı. Bu dağ köyüne nasıl geldiğini,İstanbul’daki arkadaşlarının ve öğretmenlerinin burada ne aradığını ve daha birçok soruyu cevapsız bırakırken en önemli sorunun cevabını bulmaya çalışıyordu.
“Nasıl geri döneceğim?” Daha şimdiden İstanbul’daki yaşam koşullarını arar hale gelmişti. Bir an önce yarın olmasını ve koridordaki dolabın önünde olmayı düşünerek soğuktan donan burnunu unutmaya çalıştı.
Ertesi gün aynı yolu tekrar karlar altında yürüyerek okula geldiler. Okul merdivenlerini koşar adımlarla çıkarak heyecanla dünkü kitapların bulunduğu dolabın önüne gitti. Bu 1 günlük deneyim ona yeterince şey öğretmişti. Bir an önce kaloriferlerin yandığı sıcak sınıfına geri dönmeyi düşünüyordu. Dolap kapağını açtığında bir gün önce hissettiği duyguları yeniden yaşamaya başladı ve kendini İstanbul’daki okulunun dolabının önünde buldu. Kilidinin şifresine baktığında dün aceleyle 909 yerine 606 yazdığını fark etti.
Aynı anda hem burada hem de başka bir yerde yaşamak mümkün müydü? Hayatın daha başka şifreleri var mıydı? Bunları düşünürken sınıftan fen öğretmeninin sesi geliyordu:
-Çocuklar bugün size gerçekliği kanıtlanmamış ama çok önemli teorilerden bahsedeceğim. Bunlardan en heyecan verenlerden biri yaşam türleri ve paralel evrenler üzerinedir.
Arif hiç ses çıkarmadan sessizce sırasına doğru ilerledi ve öğretmeninin anlattıklarını biraz da gülerek dinlemeye başladı.